KOTON’UN İLETİŞİM SAKARLIĞI
KOTON’UN İLETİŞİM SAKARLIĞI
Geçenlerde istiklal caddesindeki Koton mağazasını ziyaret ettim. Genel olarak stilini beğenirim ve vakit varsa ilginç bir şeyler var mı diye bir dolanırım mağazalarını gördüğümde. Her ne ise; bir tane jean pantolon dikkatimi çekti. Modeli kadar rengi de hoştu pantolonun. Şöyle bir inceleyim dedim daha yakından… markacıyız ya merak işte, en ince ayrıntıya kadar bakıyoruz.
Aslında beni daha çok marka imajıyla ilgili kısımlar ilgilendirdiği için, model ve renkten sonra hemen logo, etiket, etiketin asılı olduğu ipin cinsi, etikette yazanlar vs gibi iletişimsel ve müşteriyle duygusal bağ kurmayı
sağladığı gibi satın alma karar sürecine etki eden hemen her şey üzerinde dikkat kesiliyorum. İşte böyle bir süreçte, bahsettiğim pantolonun etiketine baktım; önce fiyat!… sonra bi okuyayım dedim ne yazmışlar ürünle ilgili diye. Biraz artistlikten biraz da kullanacak yer bulamadığımız İngilizce işe yarasın diye, önce ecnebice kısmını okudum.
Bu bölümde kumaşın renginin özelliklerinden bahsediyordu. Ben de içten içe “ne zevkli adamım bak demek ki rengini beğenmemin bir hikmeti varmış” diye böbürlendim hemen. Hasılı kumaşın boyasının doğadan elde edilen ve ilginç bir tarihçesi olan “indigo” isimli bir maddeden sağlandığını, boyanın tarihçesiyle birlikte çok güzel öykülemişler. Tabii ki benim de hoşuma gitti bu. Sonra ilgimi çeken bazı ifadeleri nasıl Türkçeleştirmişler diye etiketin alt tarafına bir bakayım dedim… büyük bir hayal kırıklığı; “bu ürünü kumaşı doğal boya ile boyanmıştır, yıkarken diğer çamaşırlarınıza renk verebilir!”
Şimdi ikisini karşılaştırdığınızda;
1- İngilizcesi olumsuz bir özelliğe olumlu bir özür sunarken; Türkçesi olumlu bir özelliği kullanmaktan aciz kalıyor.
2- İngilizce kısım duygusal bir bağ oluştururken, Türkçe yazılanlar uzaklaştırıyor
3- İngilizcesi satın almaya teşvik ederken; Türkçesi olumsuz karara teşvik ediyor
Koton’un global pazarda penetrasyonu ne kadar bilmiyorum ama; küresel-standart bir marka iletişimi için İngilizce ve Türkçe bilgi vermesi iyi, hadi bu standart iletişim sayesinde maliyeti azaltma adına Türkiye’de İngilizceyi Türkçenin üzerinde yazmasını da anladık (artık iki farklı etiket yaptırmak ne kadar etkilerse maliyeti); küresel dilde bu kadar güzel bir öyküleme yaparken, en büyük pazarı olan Türkiye’nin dilinde böylesine özensiz davranmasına ne denir bilemiyorum… Yok aslında biliyorum; “KOTON’un iletişim sakarlığı” demek cuk oturur aslında.
Mehmet Ali Karademir (The BrandyNoter)

Merhaba,
Bu tür bir eleştiri yazarak yapıcı olmak yerine ukala olmak çok basit olsa gerek. Şimdi sizin yazınızla ilgili bir kaç eleştiri de ben yapmak isterim.
Şöyle bir inceleyim dedim daha yakından… diye yazarken inceldiniz mi peki? Yoksa inceleyeyim mi demek istemiştiniz. Sanırım Türkçenizde bir takım sorunlar var. Ben de buna TURKISH NOTER imzası atsam ve sizin yazınıza Trendy Noter’in iletişim sakarlığı dersem bir sakıncası olmaz değil mi? hatta cuk oturmaz mı?
Bir yerde “bi okuyayım” bir yerde de “bir bakayım” demişsiniz. Sizin gibi ciddi bir eleştirmenin konuşma ağzıyla yazı yazması ve bunu bile beceremeden kah “bi” kah “bir” yazması tutarsızlık değil mi?
1- Yani bir yerde konuşma dilinde yazıp samimi olmuşsunuz
2- diğer tarafta ciddi olmaya çalışmışsınız ama ikisini de becerememişsiniz.
Jean gibi ingilizce kelimeleri yazılarınızda kullanmanız da cabası. Bunun yerine okunduğu gibi yazılan denim ya da kot pantolon ifadelerini kullanabilirdiniz oysa ki.
Ben sizin yerinizde olsam bu yazıyı düzeltir ve sonunu yorumsuz bırakırdım. Böylelikle yargıyı okuyanlara bırakırdım ki tarafsızlığımı koruyayım ve insanları sadece düşünmeye ama benim gibi düşünmeye değil sadece düşünmeye yönlendirirdim.
Koton hakkında hiç bir bilginiz olmadığı gibi penetrayon gibi artistlik kelimelerle bir şeyler olduğunuzu düşündürtmeye çalışmanız da ayrı bir ukalalık olmuş. Bunun yerine kullanılacak kelimeyi eminim siz de biliyorsunuzdur ama dediğim gibi bu şekilde daha ikna edici olabileceğinizi düşündüğünüze eminim.
37 kişinin facebook sayfanızı beğenmesini sanırım başarı olarak nitelenndirmektesiniz oysa ki asıl başarı bu kadar kısa sürede bu kadar çok mağazaya ulaşan ve büyümeye devam eden Koton’undur.
Daha yapıcı eleştirlerinizle Türk markalarına yön vermenizi bekliyorum.
Eminim bu yazıyı yayınlamayacaksınız zira Koton’a yaptığınız eleştiriyi yayınlarken Koton’un bunu yayınlatmama hakkı yoktu ama sizin kendinize yapılan bu eleştirleri yayınlamama hakkınız var çünkü eleştiri yapmayı biliyorsunuz ama eleştiri kaldırmayı bildiğinizi sanmıyorum.
Umarım yanılıyorumdur.
Koton Hayranı Bir Dost
öncelikle, yazımı bu kadar ayrıntılı, ince ince okumanıza ve bu uzunca yorumu yazmaya vakit ayırmanıza sevindim. yorumu son paragrafı okuyana kadar yayımlayıp yayımlamama gibi bir tereddütü bir an bile yaşamadım. ilgilenen biri bulmuşum kaçırır mıyım
son paragrafta biraz gazlanmaya çalıştığımı düşünüp, bıçkın delikanlı moduna girip aksi hareket edecek gibi oldum ama neyse gaza geldim diyelim
yazıyı tekrar okuyup yazım hatalarını düzeltmeye çalışıcam.
ayrıca koton mağazalarını neden ziyaret ettiğimi zaten yazının başında belirtmiştim. zira zaten başarılı bir markanın doğrularını bolca övmek bir eleştirmen için pek uygun değil gibi. benim işim markanın ürün başarısı değil markalaşma başarısıdır genel olarak. bazen hedef sapması olabilir tabi üzmeyelim birbirimizi. ha ne diyordum? koton zaten kendi kategorisinde başarılı bir marka; bir hatası varsa düzeltip daha da iyiye yürümesi gerekir. yaptığım eleştiri ürün ya da hizmetlerle alakalı olsaydı ağır ve yıkıcı olduğu konusunda hemfikir olabilirdik ama marka iletişimi ile ilgili böyle bir eleştiri bilakis kotonun başarısını artırmaya yönelik ve yapıcıdır diye düşünüyorum o yüzden üzgünüm ama yazı böyle kalıcak.
sayfa birkaç günlük henüz; siz de beğenirseniz 39 olur; sizin gibi konuyla ilgili birinin bize katılması beni mutlu eder. yorumun için teşekkür ederim tekrar…
sevgiler
mehmet ali