Görselliğin Ötesinde; Open Garph vs. Timeline

Bu yazıyı kaleme almaya başladığımda, bugün temel özelliğin bile önüne geçen “Facebook Timeline”, San Francisco’daki f8 konferansında yeni duyurulmuştu. Anlatılan yenilikler o kadar ilgi çekti ki; o günden beri konuşulmadığı gün hatta saat yoktur diye tahmin ediyorum. Ancak, nedense yeni özelliklere imkan sağlayan temel özellik –Open Graph- çok dikkat çekmedi.

f8 konferansında tanıtılan “open graph” özelliğini ve bu özelliğin ikonu haline gelen “add to timeline” özelliğini duyduğum anda, pir pazarlama profesyoneli olarak çok heyecanlanmıştım. “İşte şimdi bir pazarlama mecrası haline geldi Facebook!” diye geçirdim içimden. Timeline (zaman tüneli)’nin kendisinde önemli bir yenilik göremedim açıkçası; buna rağmen en çok o konuşuldu ve neredeyse tamamen görsel değişime odaklanıldı. Nitekim bugün, tam anlamıyla uygulanamamış ya da anlaşılamamış her büyük yenilik gibi- onun da olumsuzlukları da en az artıları kadar
konuşulmaya başladı.

Görsel zenginliğini küçümsediğimi düşünmeyin, işimizin en önemli sacayaklarından birisi budur; ancak üzerinde yeterince konuşuldu ve konuşulmaya devam ediyor. Benim için önemli olan zaman tünelinin görselliğinden öte, zaman tünelinize neleri dahil edebileceğimizdi –ya da neleri dahil etmemizi istedikleri- ki; her şeyi dahil edebiliyoruz artık. Evet! Neredeyse her şeyi…

Avrupada üç önemli şehirde de tanıtıldı bu özellik; f8 İstanbul etkinliğinde, benim ilgimi en çok çeken cümle şuydu “insanların yaptıkları Facebook’ta olan bitenden ibaret değil; insanlar hayatının geri kalanında bir çok şey yapıyorlar”. İşte timeline ve eklentilerinin amaçladığı, facebook dışında yaptıklarınızı da bu pencereye dahil etmek ve Facebook’u bir sosyal ağ’ın çok ötesine taşımaktı. Hatta daha iddialı bir ifade kullanayım; facebook, bize artık, hayatımızda yaptığımız her şeyle dolduracağımız bir “tabula rasa” sunuyor ve yaşadığımız her şeyi kayıt altına almamızı sağlıyor. Gün geçtikçe dijital dünyada daha çok var olduğumuz ve aktivitelerimizin önemli bir bölümünü kısmen ya da tamamen bu alanla ilişkilendirdiğimiz için; fiillerimizin büyük çoğunluğunu kayıt altına almak için, onları yazmamıza bile gerek kalmıyor; “add to timeline” (zaman tünelime ekle) demek yeterli.

Amazon.com facebook uygulaması için verdiniz bu komutu diyelim; artık o uygulama üzerinde aldığınız/incelediğiniz tüm kitapları arkadaşlarınızın görebileceği ve sizin kayıt altına alabileceğiniz zaman tünelinize eklenmiş olur. Tekrar tekrar, her satın almada komut vermenize gerek yok. Ama kimsenin ya da bazı kişilerin görmesini istemediğiniz bir kitap satın aldıysanız korkmayın! Gönderinin ayarlarına gidip ister grup bazında, isterseniz de birey birey kimin görebileceğine karar verebiliyorsunuz. Yani artık görülmesi için genel-tek bir komut, görülmemesi için ayrı ayrı özel komutlar vermek durumundasınız. Bu durumu okuduğunuz gazetelerden alışveriş yaptığını sitelere kadar zihninizde uyarlayabilirsiniz; ya da yormayın kendinizi… uygulamalı örnekleri var.

Tüm bunlar pazarlama ve marka yönetimi açısından ne demek oluyor peki? Aslında “engagement” ve “WOMM” desem meslektaşlarımız için yeterli olacaktır. Pazarlama bilimi çağdaşlarının en çok üzerinde durduğu iki olgudur belki de bunlar. Üretilen içerik sayesinde, tüketicinin marka ile etkileşime geçmesini sağlamak ve ilgilendiği içeriği çevresine yayması; bizim için önemli bir başarı demektir. Peki bunu, her kampanyamızda, kampanyamızın tüm içeriğinde, ya da en genel anlamda markamızla ilgili tüm faaliyetlerimizde başarabiliyor muyuz? Elbette hayır… Dünya’nın en önemli reklamcılarından Ogilvy, hayatı boyunca “büyük iş” olarak iddia edebileceği 2-3 iş olduğunu söyler.

Bu durumda, güzel bir işle, tüketiciden bir “add to timeline” koparıp sonra sizinle ilgili -sadece incelediği bile olsa- her şeyi zaman tüneline aktarmasına ne dersiniz? O içerik kendisini, “like” ya da “share” diyecek kadar etkilememiş olabilir; ama her durumda bunu ağına iletmesini sağlamış olursunuz.

Bence bu, paylaşımın önündeki engel ve pürüzleri sıfıra indirmesi sayesinde, pazarlama açısından devrim sayılabilecek bir gelişme. Bu özellik üzerinden projeler üretebilen pazarlamacılar ve reklamcılar rakiplerinin çok önüne geçecektir. “Sosyal Medya Uzmanlarının” marka ve pazarlama anlayışına uzak olmaları, henüz bu konuda kayda değer bir gelişme/uygulama olmamasının en önemli sebebidir diye düşünüyorum.

Advertisements