Red Bull vs Burn => Red Bull Wins! Perfect :)

Böylece, ekstrem sporlar üzerinden marka iletişimi konusu kapanmış oldu…

Geçenlerde bütün dünyanın nefesini tutup izlediği “Red Bull Stratoss” etkinliğinden bahsediyorum ki; buna etkinlik derken eksik kaldığımın farkındayım. Haberdar olmayanınız yoktur sanırım. Felix Baumgartner, Red Bull sponsorluğunda; rekor büyüklükte bir balonla stratosfer’e yükseldi, serbest düşüşte Dünya rekoru yükseklikten (yaklaşık 39 km) atladı, ve araçsız olarak ses hızını aşan ilk insan oldu. Konuyla ilgili bir sürü ayrıntıya vakıfsınızdır zaten, ben direkt marka iletişimi kısmına geçeyim o halde.

Bu etkinlik Red Bull marka imajı ile uyumlu mu?

Markalama ve pazarlama uzmanlarının kafalarına takılanlardan başlayalım önce. Bazıları dediler ki; bu etkinlik Red Bull marka imajına uygun mu? Sanırım en temelsiz soru buydu; zira yapılan etkinlik marka ile bire bir örtüşüyor. Hem ulaşılan hız, Red Bull’un ürün vaadini onaylıyor; hem de rekor seviyede yükseklik –bu yükseklikte güvenle hareket, güvenli iniş vs- tam da “Red Bull Kanatlandırır” sloganının altına güçlü bir imza atıyor.

Marka ismine daha fazla mı vurgu yapmak gerekirdi?

extrem sporlarDiğer eleştirilerden biri de “Felix atlamadan önce bir yudum Red Bull içseydi, daha güçlü bir iletişim olurdu” şeklindeydi. Sanırım bu teknik olarak da mümkün değildi. Ancak itiraf ediyorum, bu bir an benim de kafama takıldı; en azından atlarken bir ismi geçebilirdi diye düşündüm. Ancak, bunun yapılan iletişimi değersizleştireceğini ve oluşturduğu etkiyi çok aşağılara çekeceğini fark etmem için, çok fazla düşünmem gerekmedi. Eğer söylenildiği gibi –teknik olarak mümkün olsa bile- orada Red Bull içseydi Felix, bu salt bir reklam seviyesine düşerdi.

Evet insanlar kendilerini, bu hadiseyi izlemekten alıkoyamazlardı; yine 9-10 milyon kişi canlı izlerdi görüntüleri… yine hayran olurdu herkes… ama güzel bir reklam izlemenin ötesine geçemezdi. Şuanda olan ile bazı pazarlamacıların beklentisi arasındaki fark ne ise; WOMM ile Reklam arasındaki fark da odur. Bugün, tüm marka iletişimcilerinin hemfikir olduğu bir gerçek var ki; Markanın söyledikleri değil, tüketicinin ağzından yayılan sözler satın almada daha etkilidir.

Mükemmele ulaşmak için, sabırla hazırlık…

İzlediğimiz 5-10 dakikalık organizasyonun arkasında 5 yıllık bir çalışma var; Felix’in hazırlanması, bilimsel araştırmalar vs. Bu şekliyle, yapılanlar bir yönüyle, kurumsal sosyal sorumluluk olarak da algılanacaktır. Perde arkasında, bir sporcuya alışılagelmiş örneklerin ötesinde –zaman ve kaynak- destek verilmiş olduğunu ve yapılan araştırmalarla bilime katkı sağlandığını görüyor ve takdir ediyoruz. Zaten bilinen bir gerçeği, kendini beğenmişçe ön plana çıkarması, yapılanların değerini yükseltmez; alçaltırdı.

Kısacası Red Bull, extrem sporlar üzerinden marka iletişimi yapmanın çıtasını; ses hızıyla, stratosfer’e taşıdı. Artık bu kanaldan marka iletişimi yapmanın önü uzunca bir süre kapandı diyebiliriz. Red Bull, birincil rakipleri olan enerji içeceği markalarının ulaşabilmesi imkansıza yakın bir imaj elde etti. Sanırım, rekor kırmak için gerekmese de, sınırları sonuna kadar zorlamalarının nedeni de biraz bu olsa gerek. Baumgartner’in mükemmel bir biçimde, iki ayağının üzerinde yere inmesi de, kontrol edilemez bir şans oldu marka için. Normal yüksekliklerden atlayan paraşütçülerin bile kolay başaramadığı bir durumdu bu; ki Felix insan kapasitesini zorlayan bir hız ve mesafeye mağruz kalmıştı. Bu durumda şuuru kapalı olarak inmesi dahi olağan karşılanabilirdi; ama iki ayağının üzerinde, mükemmel bir biçimde bitirdi görevini.  Burn’e de “sağlık olsun” demek gerek bu durumda sanırım 🙂

Ayrıca Red Bull bu organizasyon için ne kadar harcamıştır bilmiyorum ama; o parayı iyi bir reklam prodüksiyonu ve medya planlama için harcasa acaba bu kadar izlettirebilir miydi diye düşünüyorum… bu kadar etkili bir marka algısı oluşturamayacağı tartışılmaz zaten.

Advertisements